Bilgi BankasıYorum yapılmamış

Bilindiği üzere ilk defa 1981 yılında çıkartılan 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun sayesinde özel güvenlik diye bir kavram ortaya çıkmış peşi sıra da şirketler, özel eğitim kurumları, alarm izleme merkezleri kurulmaya başlanmıştır. Doğal olarak da bu alanlarda çalışabilecek özel güvenlik görevlilerine ihtiyaç duyulmuştur.

Özel güvenlik görevlilerinin de bu alanda aktif olarak çalışmaya başlamasının ardından her iş ilişkisinde olduğu gibi bir takım hak ve sorumluluklar da gündeme gelmiştir. Bahsedecek olduğumuz hak ve sorumluluklar, özel güvenlik alanına özgü çıkartılmış olan 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’da düzenlenmiştir. Şöyle ki;

  • 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun ceza uygulamasını düzenleyen 23. maddesi;

“Özel güvenlik görevlileri, görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Özel güvenlik görevlilerine karşı görevleri dolayısıyla suç işleyenler kamu görevlisine karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır.”

hükmü ile özel güvenlik görevlilerinin memur sıfatı hakkını düzenlenmiştir.

Kanunun, bahse konu amir hükmünden çıkarmış olduğumuz sonuç şudur: Özel güvenlik görevlileri görev alanı, görev süresi ve kimlik kartları yakalarında takılı olduğu esnada görevleriyle bağlantılı olarak bir olayla karşı karşıya kaldıklarında şayet olayın mağduru (hakarete uğrayan, tehdit edilen, yaralanan vs.) iseler karşısındaki kişi bir devlet memuruna karşı suç işlemiş gibi değerlendirilerek daha fazla ceza almaktadır. Şayet olayın şüphelisi (hakaret eden, tehdit eden veya yaralayan vs.) iseler o özel güvenlik görevlileri devlet memuru gibi değerlendirilerek daha fazla ceza almaktadır. Zira suçlar ve suçlara karşılık gelen cezaların düzenlendiği 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda da devlet memuru statüsü nitelikli hal olarak gözükmekte ve adi olaydan biraz daha farklı olarak daha fazla cezayı öngörmektedir. Ayrıca her ne kadar kanunda açıkça yazılmış olmasına rağmen özel güvenlik görevlilerinin karşılaştıkları olayların göreviyle bağlantılı olması gerektiğini vurgulamak gerekmektedir. Bir başka anlatım özel güvenlik kişisel husumet nedeniyle bir sorunla karşılaşıyor ise burada devlet memuru sıfatı bulunmadığı için tayin edilecek cezalarda nitelikli hal değerlendirilmeyecektir.

  • 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun tazminatı düzenleyen 15. maddesi;

“Bu Kanunda yazılı görevleri yerine getirirken yaralanan, engelli hâle gelen özel güvenlik görevlilerine veya ölen özel güvenlik görevlisinin kanuni mirasçılarına, iş sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen miktar ve esaslar çerçevesinde tazminat ödenir. Ancak, genel hükümlere göre daha yüksek miktarda tazminat ödenmesine mahkemelerce hükmedilmesi halinde, iş sözleşmesine veya toplu iş sözleşmesine dayanılarak ödenen tutarlar mahsup edilir. Birinci fıkra hükümleri gereğince ödenecek tazminat, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında ödenmesi gerekecek diğer tazminatlarla ilişkilendirilmez. Kamu kurum ve kuruluşlarında bu Kanunda yazılı görevleri yerine getirirken yaralanan, engelli hâle gelen özel güvenlik görevlilerine veya ölen özel güvenlik görevlilerinin kanuni mirasçılarına; iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi veya 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinde belirtilen tazminat miktarlarından hangisi yüksek ise o miktar ödenir.”

hükmü ile özel güvenlik görevlilerinin tazminat veya aylık bağlanması hakkı düzenlenmiştir.

Kanunun, bahse konu amir hükmünden çıkarmış olduğumuz sonuç şudur: Özel güvenlik görevlilerinin görev alanı, görev süresi ve kimlik kartları yakalarında takılı olduğu esnada görevleriyle bağlantılı olarak yaralanma ve vefat hallerinde maddi anlamda bir güvenceleri vardır. Ancak burada da tıpkı memuriyet hakkında olduğu bir takım şartların birlikte olması istenmiştir. Bu şartlar ise yetki sınırı (görev alanı, görev süresi, kimlik kartının takılı olması) ve görevle bağlantılılıktır. Bu şartlardan herhangi birisi eksik olduğu takdirde tazminat ya da aylık bağlanmamaktadır. Belirtmemiz gereken diğer önemli ayrıntı ise tazminat hesabının nasıl yapılacağıdır. Kanunun ilgili maddesi bu hususu da düzenlemiştir. Burada kıyaslama yolu ile en yüksek tazminatın ödenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. İşçi-işveren ilişkisi düşünüldüğünde taraflar arasında bir iş sözleşmesi vardır ve bu sözleşmede de işçinin aylık ücreti yazılıdır. Yine aynı işyerinde şayet toplu iş sözleşmesi hükümleri uygulanıyor ise yine bu toplu iş sözleşmesinde ücret bulunmaktadır. Son olarak bir de kamu kurumları için geçerli olan 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’da belirtilen ayrık düzenlemeler ile birlikte ücrete ulaşılabilir. Yargılama esnasında işçinin ücretinin bulunduğu iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi ve 2330 sayılı yasaya göre tespit edilecek ücretlerden yola çıkılarak bir hesaplama yapılır. Sonuç itibariyle hangi hesaplamada en yüksek tazminat miktarına ulaşıldı ise o tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.

  • Mülga 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun’un maddesi;

“Özel güvenlik teşkilatı personeli, sendika, dernek ve siyasi partilere üye olamazlar. Bu yasağa uymayanların görevlerine ilgili kuruluşça son verilir.”

şeklinde düzenlenmiş olmasına rağmen 2004 yılında yürürlüğe giren ve şuan güncel olan 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’da dernek, sendika ve siyasi parti üyeliği yasaklanmamıştır.

Dernek, sendika ve siyasi parti üyeliği Anayasal bir hak olup normlar hiyerarşisi kapsamında yasaların Anayasa’ya aykırı olamayacağı bilinen bir gerçektir. Eski özel güvenlik yasasının bu düzenlemesi Anayasa’ya aykırı olduğu için sonradan çıkarılan 5188 sayılı yasada böyle bir yasakçı madde düzenlenmemiştir. Dolayısı ile buradan özel güvenlik görevlilerinin dernek, sendika ve siyasi parti üyesi olabileceği sonucu çıkmaktadır. Ancak burada bir istisnai durum olduğunu da belirtmemizde fayda bulunmaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere özel güvenlik görevlileri 5188 sayılı yasanın 23. maddesine göre memur sıfatına sahiptirler. Burada kıyasen 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’un uygulama alanı bulunduğunu söyleyebiliriz. Nasıl ki devlet memurları kendi yasaları olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’un 7. maddesi uyarınca siyasi parti üyesi olamayacağı için bir devlet kurumunda çalışan özel güvenlik görevlileri de tarafsız davranmak adına siyasi parti üyesi olamazlar.

Yorum yapan ilk sen ol.

Bir yorum ekle